Neydi Ki Dertlerimiz?

Dertten geçilmez, sıkıntısı bitmez ve yaşamaya devam eden insanoğluna:

Bir genç kardeşinizin gözünden dünyayı tarif edeyim. Dünya gerçekten acı çekilebilecek, insanı yıldırabilecek, canını sıkacak şeyler ile dolu. Bu kadar olumsuzluğa rağmen iyilikler de var. Bu iyilikleri yaşayamasak bile onların olduğunu, yaşanabileceğini düşünerek, umutsuzluğa kapılmadan direnmek gerekiyor.

Bazen işinize, okulunuza ve bazı sorumluluklarınıza ara vermeyi deneyin. O arada birisini sevin, sevdiğiniz birisi var ise onunla zamanlar geçirin ya da sevginizi tazeleyecek kişiler edinin. Ama asla kapılmayın bir rüzgara. Yüreğinizde çığ oluşmasın, göçükler meydana gelmesin. İyi dilekler ile kendinizi teselli edin. Dua edin dua!

Birisini istiyorsanız değil, hayırlısını istiyorsanız edin duanızı. Birisini istemek için yücenin kapısını çalın. O sizi her zaman koruyor, kolluyor, takip ediyor. O kapı her zaman açık. Şükredin bazı şeylerinize…

Bilmediğiniz neler var ki bu yalan dünyada. Ümitler var ümitler kardeşim…

O tükenmeye yüz tutan ümitleriniz sayesinde bir şeyler yapmaya çalışın ki tükenmesin o ümitler. Yalan sevmeyin, harbi sevin kardeşlerim… Sevince neler olabileceğini görürsünüz. Birçok blog yazarı kendisine yer bulamadığı bu dünyada yazarak avutuyor. Kırmıyor, dökmüyor sadece hislerini eserleri olarak bırakıyor bloglarına, klavyesinin tuşlarına.

Yıpranıyor yürek, beyin ve klavyesinin tuşları! Acıyor içi bir şeyleri yazarken ama vazgeçmiyor yazmaktan, sevmekten. Dayanamıyor bazen  kendisini avutmalarına ama başka bir çıkar yolu yok ki bu illetin. Seviyor yine dibine kadar…

Sevmek güzel şey, zamanında da öyle kandırılmadık mı? Hepimizin eksik bir yeri yok mu sanki? Bu soruları kendinize de sorun. Sizi kim üzdü ise acısını başka kişilerden, başka yerlerde çıkarmayın. Ümidinizi kıranlara hesabınızı sorun…

Acımasın yüreğin kardeşim! Her şeyin yalan olduğu bu dünyada ne kadar kalacaksın ki? Takma o kafana böyle şeyleri. Biliyorum bunu söylerken inanmadın, bende yazarken inanmadım ama yazmak zorundayım. Çünkü değer verilmeyen birisi olmak nedir iyi bilirim. Sadece dostlarının işi düştüğünde kapısı çalınan ardından bir sonraki ihtiyacına kadar bir “nasılsın” a hasret kalan birisi olmak yerine sizler dostlarınızın hallerini sorun. İhtiyaçlarını mümkün olduğu kadar karşılayın. Ama unutmayın ki bende dostlarıma bunları yaptım ve telefonum çalmıyor bile.

Sitem etmiyorum aşka, dostluğa, kırılmış ümitlerime… Bir tek beni anlayan şey bunları yazdığım blogum, klavyem ve neyi nasıl yansıtmak istediğini gerçekten bilen bu parmaklarımdan ibaret. Arkada çalan o şarkıları dinlemek istemeyen kulaklarım, onun adını görmek istemeyen gözlerim, atmaya çalışan ama atamayan o zihnim çıldırmak üzere. İstemsiz olarak o mesajlara bakmalara ne demeli?

Posta koymak kolay belki, inatlaşmalara ne demeli söylesene! İnatlaşma ne olur.

İnsanı yaşatan ümitlerdir. O ümidinizi kaybetmemeniz dileğiyle.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir